İdol ve figürinler, Tunç Çağları boyunca Anadolu’yu da kapsayan Güneybatı Asya’nın maddi kültürü içerisinde önemli bir figüratif nesne grubu olarak öne çıkar. Taş, kil, kemik, metal ve deniz kabuğu gibi farklı hammaddelerden üretilen figürinlerde, antropomorfik, zoomorfik ve soyut imgeler betimlenmiştir. Boyutları 1 cm’den 20 cm’e kadar değişiklik gösteren figürinler, taşınılabilir heykelciklerdir (Atakuman 2019: 81). MÖ 2. binyıl boyunca hem gündelik hem de ritüel bağlamlarda işlevsel roller üstlenen bu objeler; biçimsel çeşitlilikleri, üretildikleri malzemelerin yelpazesi ve farklı bağlamlardaki kullanımlarıyla dikkat çeker. Söz konusu buluntular, yalnızca dönemin estetik anlayışını yansıtan sanatsal ürünler değil, aynı zamanda inanç sistemleri, toplumsal kimlikler ve sosyal yapılar hakkında bilgi edinilmesini mümkün kılan anlamlı arkeolojik göstergelerdir. Prehistorik çağlardan itibaren güçlü ve çeşitli bir idol ve figürin geleneğine sahip olduğu başta Çatalhöyük ve Gökhöyük gibi Neolitik yerleşimlerden bilinen Konya Ovası’nda, MÖ 2. binyıldaki çeşitlilik ise literatürde daha sınırlı olarak ele alınmıştır.
Konya Karahöyük, Konya il merkezinin 8 km güneybatısında ve Meram ilçesinin yak- laşık 18 km kuzeydoğusunda yer almaktadır. Arkeolojik bulgular, Konya il merkezine ol- dukça yakın bir konumda bulunan höyüğün, özellikle MÖ 2. binyılda Orta Anadolu’nun güneyinde, önemli merkezlerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır (Alp, 1994; Darde- niz, 2024a; 2024b; Dardeniz vd., 2025). Konya Karahöyük, doğu-batı ve kuzey-güney yönlerinde uzanan geçiş yollarının kavşağında yer almaktadır. Bu kapsamda; güneyde Ak- deniz kıyılarına, batıda Ege ve Ege adalarına, güneydoğuda Kilikya ve Kuzey Suriye’ye, kuzeyde ise Orta Anadolu ve Kızılırmak kavsi içi Hitit çekirdek bölgesine uzanan ticaret ve iletişim ağları üzerinde bulunmaktadır. Yaklaşık 33 hektarlık bir alana yayılan höyük, doğu-batı yönünde 550 metre, kuzey-güney yönünden ise 600 metre genişliğindedir. Ova- dan yüksekliği 19 metre olan höyük, aşağı şehri ile birlikte 100 hektarlık bir alanda yayılım göstermektedir (Dardeniz vd., 2024).
Konya Karahöyük, Konya il merkezinin yaklaşık sekiz kilometre güneybatısında, Meram ilçe merkezinin yaklaşık 18 kilometre kuzeydoğusunda yer alır (Dardeniz 2024a, 2024b). Höyük, doğu-batı yönünde 550 metre, kuzey-güney yönünde 600 metreye uzanan boyutlarıyla, yaklaşık 33 hektarlık bir alana yayılmaktadır. Höyüğün, MÖ 3. binyıl ve 2. binyılda yoğun olarak iskân gördüğü bilinmekte ve bölgenin önemli merkezlerinden olduğu düşünülmektedir.
Researching at previously excavated archaeological sites comes with its own challenge set, which includes ground-truthing previously unearthed architectural features to correlate old and new trenches. This study presents a comprehensive examination technique to approach architectural features at mound-type archaeological settlements through the synergistic utilization of thermal and optical imagery obtained via remote sensing technologies. Employing an interdisciplinary approach involving various types of imagery (optical, thermal, and radar) embedded in archaeological data, this research aims to reevaluate legacy spatial data and enhance the understanding of subsurface archaeological features by exploiting the complementary advantages of both thermal and optical sensors.

Konya Karahöyük, Konya il merkezinin yaklaşık sekiz kilometre güneybatısında, Meram ilçe merkezinin yaklaşık 18 kilometre kuzeydoğusunda yer alır (Harita: 1). Höyük, doğu-batı yönünde 550 metre, kuzey-güney yönünde 600 metreye uzanan boyutlarıyla, takribî 33 hektarlık bir alana yayılır. Ovadan yüksekliği yaklaşık 19 metre olan höyüğün eteklerinden itibaren uzanan aşağı şehrinin kesin sınırlarını hesaplamak, ova tabanındaki yer yer altı metreyi geçen alüvyal dolgu sebebiyle zordur. Ancak ilk bulgular höyüğün ovadaki yayılımı ile birlikte yaklaşık 100 hektarlık bir alanı kapsadığını gösterir.

The archeological site of Konya-Karahöyük is located in the Konya plain of central Anatolia, Türkiye. It is at the crossroads from Syro-Mesopotamia to the Aegean (Alp, 1994). The archaeological material collection gathered The site dates to the 3rd–2nd millennia BC and displays Anatolian, Syrian, and Aegean influences confirm it as a dynamic hub of the Bronze Age.

Geophysical prospection and unmanned aerial vehicles (UAV) were applied systematically to improve excavation strategies. Magnetic results were verified using GPR in the suitable areas

Archaeological science is a canopy term referring to applications of techniques from the full spectra of natural and earth sciences to archaeological materials for the sake of improved understanding of artifacts and ecofacts in their wider social, economic, political, and environmental contexts. The discipline has expanded parallel to mounting amounts of advancements in technology and instrumentation over the last 30 years and it has benefited from archaeological theory-driven approaches. This entry discusses integrated research approaches of archaeological science and the importance of collaboration between excavation and laboratory teams. It exemplifies how pre- and post-processing of archaeomaterials starts during excavation and how archaeologists can benefit the most from the archaeological sciences while excavating. The future of archaeology and archaeological science lies in interdisciplinarily trained scholars, equal opportunities for funding, and theory-driven research agendas.
We use cookies to analyze website traffic and optimize your website experience. By accepting our use of cookies, your data will be aggregated with all other user data.